27 Temmuz 2018 Cuma

MERYEM ANA EVİ NASIL ULUSLARARASI ÜN KAZANDI?

Meryem Ana Evi’nin Uluslararası ün kazanması ancak 1967 yılında Papa 6. Paul’un burayı ziyaretiyle olur. Bunu Eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil anılarında detaylı bir şekilde anlatmaktadır. (Anılarım, 3.baskı Aug. 1990 Yılmaz Yayınları).

Çağlayangil sık sık yurt dışı seyahatlerini Roma üzerinden yapmaktadır. Bunlardan birinde Vatikan yetkilisi tarafından davet edilir. Papa ile buluşur, Papanın Türkiye’deki Hristiyanları sorması üzerine o da  ‘gelin kendi gözlerinizle görün ’ demiş bulunur. Başbakan Demirel'e anlatır olayı, Demirel de ‘ ister misin seçim zamanı gelsin’ diyerek aman ne yaptın der. Üç ay sonra Vatikan Elçiliğimizden telgraf gelir, Papa 3 günlük gezi için gelmek istemektedir. Papa ilk gün İstanbul'a gelecek sonra da İzmir'e geçecek buradan da Meryem Ana Evi ziyaret edilecek.


Çağlayangil:

‘Meryem Ana Evini bilhassa ben arzu ediyordum. Efes’teki evde Meryem Ana’nın oturup oturmadığı tartışma konusuydu. Papa’nın ziyareti kuşkuları ortadan kaldıracaktı. Zaten gelmekte olan Hristiyanlar akın edecek, İzmir bir tür hac yeri olacaktı.Turizm bakımından ülkenin yararı olacaktı. Papa’nın Efes’te bir ayin idare etmesi , Vatikan’dan uygun bir hediye getirmesi programa konmuştu.’ Papa’yla beraber gelirler evi ziyaret ederler Papalık’ın  düzenlediği büyük bir ayinin ardından Meryem Ana daha bir önem kazanır.
1967 yılındaki Papa 6. Paul ‘un bu ziyaretin ardından, 1979 yılında da Papa 2. Jean Paul, 2006 da Papa 16. Benediktus Meryemana Evini ziyaret eden 3. Papa dır.
28-30 Kasım 2014 tarihinde Ülkemizi ziyaret edecek 4’üncü papa olan Francis, selefleri gibi Efes’teki Meryem Ana Kilisesi’nin ziyaret programına almadı.













7 Mayıs 2018 Pazartesi

ANTİK EFES'TE EĞİTİM



Eski Yunan’da ve Efes’te çocuklar 7 ile 15 yaş arasında okula gitmekteydiler.Kentte yaşayan herkesin çocuklarını okula göndermeleri beklense de günümüzde olduğu gibi o dönemde de eğitim-öğretim bir para işiydi.Bu yüzden yoksul ailelerin çocukları uzunca bir eğitim süreci geçirememekteydiler.
Zengin ailelerin çocukları, okula “ pedagog “ adı verilen köleler ile birlikte giderlerdi ve bu köleler, çocukların okulda kaldığı sürece yanlarında kalırlardı.Onların her dediğini yerine getirirler ve efendilerine mahçup olmamaya çalışırlardı.

Okullarda okuma, yazma, şiir, edebiyat, müzik, spor ve jimnastik dersleri verilirdi.Kızlar evlerde anneleri tarafından eğitilirdi. Kızlar bir evin çekip çevrilmesi için gerekli olan, yemek pişirme, ip eğirme ve dokuma konularında eğitilirlerdi.

Okula giden çocuklar tahtadan yapılma ve mumla kaplı levhaları yazı eğitimi için kullanırlardı.Balmumu ile kaplı bu levhaları yazıları silerek tekrar tekrar kullanırlardı. Matematik işlemlerinde adının bugünde aynı olduğu “abaküs” adlı ipler üzerinde boncuklar olan bir alet ile yapılırdı.

Edebiyat alanında çocuklara Homeros ve benzeri ünlü yazarların yapıtları okutulurdu.  
Müzik derslerinde çocuklara telli ve nefesli sazların çalınması öğretilirdi.Bunun yanı sıra şarkı söylemek ve dans etmek de öğretilenler arasındaydı.

14 yaşını geçen çocuklara ise atletizm alanıında eğitimler verilirdi.

Devri Yunani de olduğu gibi devri Roma’da da eğitim amaçlı pek çok jimnazyum inşa edilmiştir.
Buradaki eğitimlerini tamamlayanlar ise, daha iyi derecede eğitim alabilmek için yaşadığı yerden uzaklaşmak zorunda kalıyorlardı.Örneğin Felsefe dalında iyi bir eğitim almak isteyenler Atina’ya gitmek zorundaydı.

Efes’te verilen eğitimin özü din, müzik, edebiyat, ve beden eğitiminden oluşuyordu.Aslında bu eğitimlerin amacı bugünde olduğu gibi topluma sağlıklı, bilgili ve bilinçli bireyler yetiştirmekti.İnsan tarihin her döneminde insandır, ihtiyaçları ve çevresi değişsede ortak akıl denilen olgu herdaim birdir.
Karşılaştırdığımızda aslında günümüzle alakalı birçok nokta bulabiliriz.Bunların en bariz olanı ise kızlar yine eğitimde ikinci plandalar ve parası olan istediği gibi istediği yerde okuyor…
Eğitim, maddiyatla değil akliyatla olmaktadır.


Okumak için uğraşana ve okuyana yardım eden herkese selam olsun.Onlar varoldukça iyi bireyler yetişecektir…

Tarihçi – Tolga MERT


Celsus Kütüphanesi İllüstrasyonu

5 Mayıs 2018 Cumartesi

EPHESİA FESTİVALİ VE MAYIS AYI


ARTEMİS EPHESİA FESTİVALİ VE MAYIS AYI

“Antik Dünyanın en büyük kitlesel turizm hareketi”

Strabon, M.S 17’de yazdığı “Geographika” (Coğrafya) kitabında Efes yakınlarındaki Kenkhrios ırmağının yakınındaki “Ortygia” adlı korulukta tanrıça Leto’nun Artemis’i doğurduğunu yazar.  Genel kanı anlatılan bu tarifin bugün “Arvalya” (?) dediğimiz bölge olduğu kabul edilir.
Tarihlendirirken de 6 Mayıs Efesli Artemis’in doğumu olarak kabul edilir ve adına festivaller düzenlenirdi…

Mayıs ayı boyunca Artemis için yapılan bu festival,  kitlesel olarak antik dünyanın en büyük ve en ünlü turizm hareketiydi. “Ephesia” adı verilen bu festivale genellikle kent devletlerinin temsilcileri (Theoroi) Artemis’e adadıkları hediyeler ile mutlaka katılırdı. Bu festival aynı zamanda Artemis Kültüne inananlar için hac hareketiydi. Hem eğlence hem de ibadet olarak gelen binlerce kişi Efes’in ekonomisine tahmin edemeyeceğimiz kadar katkı sunarlardı. Hatta antik dünyada Mayıs ayı Artemisia (Artemisya) ayı olarak anılırdı.

Uluslararası olan Artemis Ephesia Festivali faaliyetleri arasında tapınaktaki Artemis Heykeli altın kumaşa sarılarak Ege Denizinde yıkanıyordu. Heykel rahipler ve alaylar eşliğinde Panayır  (Pion) dağının etrafından dolaşıp Efes’in içinden geçerek tekrar tapınağa getirilirdi. Tapınağın sunağına binlerce hayvan dualar eşliğinde tanrıça adına kurban edilirdi. Bu esnada geleneksel olarak tütsüler yakılırdı. Büyük bir şölen eşliğinde yapılan bu törenler, dört bir yandan gelen ziyaretçilerin nidaları eşliğinde son bulurdu. Evlerine dönerken tanrıçanın altın ve gümüş heykellerini satın alarak evlerine götürürlerdi. En çok rağbet gören hediyeler bunlardı. Bu işten de Efes Sarraf Loncası çok ciddi paralar kazanırlardı.

Festival esnasında genç kızlar Pion dağının batısından, genç delikanlılar ise doğusundan alaylar eşliğinde yürüyerek tapınağın önünde buluşurlardı. Burada iki tarafta evlenecekleri kişileri seçebilirlerdi.

Şadan Gökovalı hocamızın aktardığına bir hikayeye göre;
İşte şimdi yine bir şenlik ve yine genç alayları.
Delikanlıların başını, Habrakoms çekiyordu. Tanrılar ona beden ve ruh güzelliği bağışlamıştı. O, Efes’in saygın ailelerinden Likomedes ile Themiste’nin biricik oğluydu. Bilgi, spor ve savaş oyunlarında onun karşısında duran olmazdı. Kendisi de bunu biliyor, gurura kapılıyordu. Hiçbir genç kızı kendisine eş olmaya değer bulmuyor, dahası, insanların Eros’a tanrı diye tapınmasına şaşıyor, kızıyordu. “Eros da kim oluyormuş benim yanımda? Ben ondan üstünüm; bu yüzden evleneceğim bir kız beğenemiyorum” diyordu. Tahmin edersiniz ki; Aphrodite’nin kanatlı oğlu Eros, bu duruma içerleniyor, Habrokoms’a haddini bildirmeyi geçiriyordu kafasından…

Efes’in seçkin kızları da, rüzgârda yelpazelenen buğday tarlaları gibi nazlı nazlı ilerliyordu. Genç kızlar alayının başını, yine Efes’in soylu ailelerinden Megamedes – Evippe çiftinin güzeller güzeli kızı Antiya çekiyordu. O da, güzelliğiyle mağrurdu. Bırakın ölümlü bir kızı, Aşk ve Güzellik Tanrıçası Afrodite’i bile kendisiyle eşdeğer görmüyordu. “O da kim oluyormuş? Ben Ay’ım, o benim yanımda sönmüş bir yıldızdır ancak” diye övünüyordu. Siz Aphrodite olsanız, gücenmez misiniz Antiya’ya? Tanrıça da öyle yaptı; Efes güzeline haddini bildirmeyi kafasına koydu. “Bir tanrıça ile boy ölçüşmeye kalkışmak neymiş; o da görsün, Efes’liler de!” diyordu.

İşte, kader ağlarını örüyor; Eros ile Aphrodite, büyüklük taslayan Efesli iki gence tuzak kuruyordu… 
İki alay, Efes’in en kutsal mekânı Artemision’a yaklaştı. İki taraftaki gençlerin gözleri, karşı alaydakilerin gözlerini görme mesafesine kadar yaklaşmıştı. İşte, Habrokoms ile Antiya da göz göze geldiler. İkisi de cin çarpmışa döndü; başları döndü. Ne oluyordu böyle? Dünya mı dönüyordu ne?
Hani ikisi de mağrurdu? Hani ikisi de, dünyada hiçbir kişiyi kendisine yakıştıramıyor; kimseyi beğenmeyeceğine emin görünüyordu? Yoksa, en büyük güç AŞK, hükmünü icra mı ediyordu? Kesin öyleydi ama, ikisi de kararından dönmek istemiyordu. İstedikleri kadar istemesinler; Aphrodite’in buyruğuyla Eros, yapacağını yapmış; iki kendini beğenmişin yüreğine, zehirli aşk oklarını fırlatmıştı!...

Yürüyüşün sonu, alayın durumu ikisinin de umurunda değildi gayrı. Gözleri, birbirlerinden başkasını görmüyor, görmek istemiyordu. Hal böyleyken, ağızlarını bıçak açmıyor, ikisi de dertlerini kimseye açmıyordu. İkisi de kendi evlerinde aşk hummasına tutulmuş; yataklarında ayva sarılığında yatıyordu…

Habrokoms’un ve Antiya’nın ana-babası, çocuklarını göstermedik doktor, danışmadıkları bilgin bırakmadılar. Bin bir dert verip, bir o kadar derman vermiş olan Yaradılış, iki aşığa ne tanı koyabiliyor, ne ilaç önerebiliyordu. Gitti gidiyordu gencecik filizler.
Derken, bir aklı evvel, iki aileye yol gösterdi;

- Siz ne diye yakınıp, çırpınıp duruyorsunuz? Didyma (Didim) Apollon kâhini (gelecek bilicisi) ne güne duruyor?
Hay aklınla bin yaşa. Bu yol neden akıllarına gelmemişti?
Vakit yitirmeden, Geleceği Gören Tanrı’nın dünyadaki en büyük ve en muteber tapınağına vardılar. Tanrı adına konuşan kâhin, fazla bekletmeden şu yorumu patlattı:
- Siz ne diye hastalığın nedenini ve çaresini arıyorsunuz? İkisini de aynı dert yıpratmakta. İkisi de açmadan solan goncalara benziyor. İkisini aynı umar beklemede. Yarından tezi yok; ikisini aynı gemi ile yola çıkaracaksınız. Gemi, korsan yatağı denizleri aşacak; başlarına gelmedik çile kalmayacak . Çok acılar çekecek, çok! Ama birbirlerine ihanet etmeyecekler. Ama sabredin ve yüreklerinizi ferah tutun. Büyük maceralardan sonra ikisini de aynı umar beklemekte. Acıların sonunda kara günler ak günlere dönecek…
Kara haber, kara bulut oldu; Efes’ten yükselerek koca İonia’yı, Anadolu’yu sardı. Dediler ki o zamanın söz bilenleri:
-Eskiler, eğriyi doğrudan ayıran sözü ne güzel söylemişler: Güzelin yazgısı çirkin olur…
T
ez zamanda sağlam bir gemi hazırlandı; güvenilir kaptan ve mürettebat bulundu. Aylar boyu yetecek yiyecek içecekle, paha biçilmez kurutulmalıklar yüklendi. Gemi, Arşipel’den Mare Nostrum’a (Akdeniz) yelken açtı. Efesliler, yaşlı gözlerle el salladılar giden geminin ardından…

Ephesos’lu Xaphon’un “Tree Grek Romances” ve Şadan Gökovalı “Söylence” adlı eserlerinden bu ve benzeri hikayeleri okuyabilirsiniz…

İşte Mayıs ayı bu topraklar için hep önemli oldu. Artemis’in doğumundan, Hıdrellez bayramına, baharın uyanışından kurtuluşun uyanışı 19 Mayıs’lara…

Anadolu’nun dolu dolu hikayelerini bağrında taşıyan Efes bir dünya kentiydi. Ticaretin, turizmin, antik çağ dininin merkezlerinden biriydi. Aynı zamanda din turizmi ve yapılan en eski festivallerden birinin eviydi.
Doğum günün kutlu olsun Artemis ya da Roma'daki adıyla Diana…

Efesli Tolga Mert




Selçuk Efes Kent Belleği #EfesSelçuktanerelergezilir

  Selçuk Efes Kent Belleği Zaman Yolculuğu Efes Selçukluların ve Efes Selçuk’un tarihine, doğasına, insanına ilgi duyanların paylaşım noktas...