30 Mart 2016 Çarşamba

Efes’te Efsane Bir Dağ - PANAYIR DAĞI

Efes’te Efsane Bir Dağ -
PANAYIR DAĞI
Artemis Tapınağını bulan İngiliz demiryolu mühendisi ve arkeoloğu, J. Turtle Wood’un Efes ve Artemis Tapınağı etrafındaki kazıları 1874 senesine kadar sürdü. Ayasuluğ’da bulunduğu on yıl içerisinde halkın yaşantısıyla da ilgilenmiştir. Özellikle yörede bulunan Hristiyan azınlıkların her yıl belirli günlerde buraya gelerek azizleri andıkları ve dini törenler yaptıklarını anlatır. Bu kutsal törenler, farklı mezheplere ait Hristiyanlar tarafından yapılmaktaydı.
Bunlardan Rumlar, İsa Bey Camii’nin eski bir kilise olduğunu kabul ediyor ve bu binanın güneyinde ayin yapıyorlardı.
Şirince ve Ayasuluğlu Ortodoks Rumlar ise Ayasuluğ Tepesi’nde St. Jean’a ait bir kilise olduğunu biliyorlardı. O yıkıldığı için, yanına kendileri için küçük bir kilise inşa etmişlerdi. Bunlar arada bir Bülbül Dağı’ndaki yıkık bir manastıra gider, dua ederler, fakat manastırın kime ait olduğunu bilmiyorlardı.
Ermenilere gelince onların inanışları Panayır Dağı ile ilgiliydi; bu dağın kutsal olduğuna inanıyor ve her yıl Nisan sonuna doğru oraya giderek azizlerini anıyorlardı. (Panayır adı Yunanca toplanma yeri anlamına gelmektedir). İsme bağlı olarak sonradan yapılan toplantılar, bir alışveriş ve eğlence kimliği kazanmaya başladı.
Bu yüzden Ayasuluğ her yıl dört-beş gün önemli ve hareketli günler geçirirdi.
Dün Efes Festivallerinde, bugün yaz turizminde para kazanan Selçuk nasılsa, dönemin fakir Ayasuluğ’u da bu günlerde iyi paralar kazanabiliyordu. Bu canlılığı Ayasuluğ’a Ermeniler getirmişti.
Gelenlerin çantaları, heybeleri, sepetleri dolu doluydu. Trenden iner inmez bir mecidiye vererek, eşeklerin sırtında hemen eski adı “Piyon” olan Panayır Dağı’na gidiyorlardı. Dağa varınca çadırlar kuruluyor, çantalar, sandıklar açılıyor, ateşler yakılıyor ve bir festival havasına dönüşüyor o dağ…
Ayasuluğlular buna “Ermeni Panayırı” diyorlardı. Bu yüzden bu dağın adı “Panayır Dağı” olmuştu. Ermeniler için bu dağ kutsal bir dağdı. Burayı İsa’nın çarmıha gerildiği yerle ilgili buluyorlardı. Fakat neden böyle bulduklarının geçmişini onlarda bilmiyorlardı.
Dağda toplanılan yer bugünkü Yedi Uyurlar Mağarası’nın üzerindeki düz alandı. O zamanlar burada üzeri haç işlenmiş büyükçe bir mermer taş vardı. Bu taş şimdilerde kayıp. Ermeniler taşın etrafında ayinler yapıyor, adak adıyor, tanrıya dilekte bulunuyorlardı. Bir nevi Açıkhava tapınağı gibi bir ortamdı.
Belki de bu gelenek Ayasuluğ’a Efes’ten, Artemis ayinlerinden gelmekteydi. Tarihin en büyük tapınağından birisi olan Artemis Tapınağı’nın bu bölgede Hristiyanlığa bıraktığı izlerdir.

Tarihçi Tolga MERT





22 Mart 2016 Salı

Efes için, Türk Müzecisi Halil Ethem Bey'in Azmi !

Efes için, Türk Müzecisi Halil Ethem Bey'in Azmi !

20. yy’ın ilk çeyreği,

Osmanlı’nın ilk Türk Arkeoloğu ve Müzecisi Osman Hamdi Bey idi. İkinci olarak, ondan sonra yerine kardeşi Halil Ethem (Eldem) Bey getirildi.

Avusturyalılar’ın kazıları boyunca çıkarılan eserler izinli veya izinsiz Avusturya’ya götürülüyordu. Hatta kazı yerinde bir müzeci komiser olmasına rağmen, bu üzücü olaylar devam ediyordu.
Efes’te gönderilen eserlerin kazı komiserinden saklandığı haberi alınınca İstanbul Müze Müzüdü Halil Ethem Bey Efes’e geldi.

Otto Bendorf ile görüşen Halil Ethem Bey sonraları olayı şöyle anlatmaktadır:

“Profesör Bendorf’la görüşme esnasında ‘Bulduğunuz güzel eserleri görebilir miyim’ dedim.

‘Buyurunuz göstereyim‘ dedi. Gece eline lamba alarak Ayasuluğ’daki evinde koca bir heykel, bir baş ve diğer eserleri gösterdi.

‘bunları alıp götürecek misiniz?’ deyince, bana cevabı: ‘Ben sefaretimden talimat bekliyorum’ oldu.
‘Öyle ise sizinle yarın görüşürüz’ diye dargın ayrıldım.

O sırada İzmir Valisi olan Sadrazam Kamil Paşa bir telgraf göstererek;

 “Zat’ı Hazret’i Şehriyari, Avusturya İmparatoru’na hoş görünmek için, tekmil kazı mahsülünü kendisine hediye etmiştir’ dedi.

Mösyö Bendorf’a bir kağıt yazıp,’Vilayet kanalıyla İstanbul’dan aldığım telgraf üzerine dönüyorum, artık sizinle alışverişim yoktur’ dedim. 

Bendorf istasyona geleref af diledi.

İzmir’e sürülmüş olan Kamil Paşa Abdülhamit’e atıp tutmuştu. Ben intikamımı sonradan şöyle aldım:

“Meşrutiyet olunca Avusturyalılar tekrar kazı için müracaat ettiler. Bendorf’un yerine gelen Prof. Rish’e olmaz’ diye cevap verdim. Avrupa’ya giderken Viyana’ya uğradım. Rish kazı müsaadesi için adeta yalvardığı zaman Bendorf rezaletini anlattım. Efes’te çıkan eserlerin bir kısmını müzeye iade ederseniz ruhsatname veririm’ dedim. Viyana müzeleri doğrudan doğruya Avusturya İmparatoru’nun malı olduğu için kimse buna cesaret edemezdi. Düşünüp taşındıktan sonra bir kısmını iade edebiliriz dediler. Bir albüm yolladılar, ‘ İşaret edilen 20 parça müstesna (ayrı tutulan), geri kalanını alabilirsiniz‘ dediler. Masrafları kendilerine ait olmak üzere Müze’ye kadar yollamasını taahhüt ettiler. Böylece 6-7 heykel geri geldi. “

Zorlu dönemlerde dahi yılmadan eserleri geri alabilen, tarihimize, arkeolojimize sahip çıkan, müzelerimizi koruyan, geliştiren Halil Ethem Bey’i saygı ile anıyorum …


-Tarihçi Tolga MERT 


Halil Ethem (Eldem) Bey

Prof. Otto Bendorf 

Selçuk Efes Kent Belleği #EfesSelçuktanerelergezilir

  Selçuk Efes Kent Belleği Zaman Yolculuğu Efes Selçukluların ve Efes Selçuk’un tarihine, doğasına, insanına ilgi duyanların paylaşım noktas...